Şükrü Umarbeyli: Enflasyon gerilese bile fiyatlarda büyük düşüş olmayabilir

Şükrü Umarbeyli: Enflasyon gerilese bile fiyatlarda büyük düşüş olmayabilir

Şükrü Umarbeyli: Enflasyon gerilese bile fiyatlarda büyük düşüş olmayabilir

✏️–Kıbrıs Postası —✏️

Ekonomist Şükrü Umarbeyli, üretimde kullanılan hammaddenin dışa bağımlılık oranının yüzde 85 oranında olduğuna işaret ederek, “Enflasyon gerilese bile fiyatlarda büyük düşüş olmayabilir. Marka değeri oluşturmak büyük önem taşımaktadır.” dedi.

Ekonomist Şükrü Umarbeyli, ekonomik gelişmeleri Kıbrıs Postası’na değerlendirdi.

“HAMMADDEDE DIŞA BAĞIMLILIK ORANI YÜZDE 85”

Üretimde kullanılan hammaddenin dışa bağımlılık oranının yüzde 85 oranında oldğuna işaret ederek, “Enflasyon gerilese bile fiyatlarda büyük düşüş olmayabilir. Marka değeri oluşturmak büyük önem taşımaktadır.” dedi.

“DIŞA BAĞIMLI OLUNURSA MALIN FİYATININ ARTMASI KAÇINILMAZ”

Dış ticarette yatırımda mal alımlarında ithalat yapılarak büyük ölçüde dışa bağımlı olunursa, yatırım malı fiyatının artmasının kaçınılmaz olduğu uyarısında bulunan Umarbeyli, ihracata dayalı büyüme politikaları ile ekonomik büyüme sağlanabilmesi için ihracat artışlarının sürdürülebilir olması, yatırımlardaki artışlar ile imalat sanayinin yüksek katma değer yaratan sektörlerine yönelmesinin kaçınılmaz olduğunu kaydetti.

Marka değerinin önemine değinen ekonomist Umarbeyli, marka değerinin oluşturulamadığı sürece fiyatın ucuz olmaması nedeniyle müşteri kayıplarının ortaya çıktığını belirtti. Umarbeyli, öncelik marka değeri oluşturacak kaliteli ürünü ortaya çıkarmaktan geçiyor.

“MAL VE HİZMET FİYATLARININ HIZLA ARTMASI, PARA BİRİMİNİN DEĞER KAYBINA NEDEN OLUR”

Üretim faktörlerindeki miktarlarındaki değişimin orta ve uzun vadedeki büyümede belirleyici olduğunun altını çizen Umarbeyli, ülkelerde mal ve hizmet fiyatlarının hızla artması, ülkelerin paralarının diğer ülke para birimleri karşısında değer kaybetmesine, faizlerin yükselmesine, işsizlik oranının yükselmesine ve ekonomik faaliyetlerin daralmasına neden olduğuna vurgu yaptı.

Umarbeyli, “Bundan dolayı tüm bu üretim faktörlerinin taleplere bağlı olarak yapılması, talepleri karşılamasından sonra ise ihracatla desteklenerek sürdürülebilir ekonomik büyüme için, ülkeye gelir getirici kaynak yaratarak ekonomik kalkınmaya destek olunması gerekmektedir.” dedi.

“SICAK PARA GİRİŞLERİ ÇOK ÖNEMLİ AMA SÜRDÜRÜLEBİLİR OLURSA”

Dış ülkelere yapılan satışlardan kazanılan döviz girdileri ülkeler için büyük önem taşıdığını anlatan Umarbeyli, az gelişen ya da gelişmekte olan ülkeler gelir seviyelerinden dolayı sermayelerinin düşük olması sebebi ile maalesef ithalatta büyük sıkıntılar yaşadığını belirtti.

“AZ GELİŞEN YA DA GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELER KALKINMA SÜREÇLERİNDE BÜYÜK ZARAR GÖRÜRLER”

“Az gelişen ya da gelişmekte olan ülkeler, büyüme ve kalkınma süreçlerinde büyük zararlar görmektedirler.” diyen Umarbeyli, bundan dolayı ihracat ve ithalat yönünden ekonomik olarak cari açık da vererek büyük zararlar yazdıklarını belirtti.  

Ülkelerin uygulayacakları politikaları sürekli olarak gözden geçirmesi gerektiğini ifade eden Umarbeyli, ülkelerin uygulayacakları politikaları günlük koşullara göre revize etmesinin önemli olduğuna vurgu yaptı. Umarbeyli, dış ticaret ve ekonomi arasındaki büyümeye paralel olarak, ihracata bağlı büyümeye yönelik çalışmalar yapılırken diğer taraftan da ithalatın da kontrollü yapılarak ihracat ile beraber yönlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

“TÜRKİYE’NİN ALTIN DÖNEMİ 2003-2013 YILLARIYDI”

Türkiye ile ilgili de ifadeler kullanan Umarbeyli, Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olduğuna işaret ederek,  Türkiye’nin yıllarca süren yatırım ve harcama süreçlerindeki politikaları ile mücadele ettiğini söyledi.

“2003-2013 yılları altın dönemdi” görüşünü paylaşan Umarbeyli, 2003-2013 altın dönemde döviz kurları özellikle dolar 1.4-1.9 ve sterlin kurları 2.4-2.98 seviyelerinde istikrarlı bir şekilde baskılanarak kontrol altında tutulduğunu bunun şimdi yine yapılabileceğini belirtti.

Umarbeyli, konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’nin 2002 yılında IMF ile anlaşması vardı, AB uyum yasaları ve sıkı maliye politikası vardı. Gelişmiş ülkeler içerisinde çok iyi bir yerdeydi aslında Türkiye. 2003 yılında küresel sermaye hızlı bir şekilde giriş yaptı. 2003-2008 yılları arasında istikrarlı kurlar devam etti. Yabancı sermaye, 2002 yılında 10 milyar dolardan 2008’de 90 milyar dolar oldu. 2008’de küresel krizlerden dolayı çıkışlar oldu ve dolar  hemen hafif kımıldayarak, kur 1,80 oldu. Yabancı sermaye 30 milyara geriledi. Sonrasında tekrardan dönüş oldu. 2013 yılına kadar dolar kuru 1,90 üzerine hiç çıkmadı ve yabancı sermaye 150 milyar dolar oldu. 2008-2013 yılına kadar Türkiye’ye üretim yapmadan, canlı sıcak paralar girdi. Döviz sabit kaldı ve istikrarlı bir ekonomi oluşmuştu.”

“BÜYÜME VE ENFLASYON İKİNCİ PLANDA”

Türkiye’de şu an enflasyon ve büyümenin ikinci planda olduğunu dile getiren Umarbeyli, büyüme için düşük faiz ile üretimin artması ve işsizlik oranının düşmesi istihdamın artması ve ihracatta artış sağlayıp sıcak döviz girdisi sağlamak ve arz-talep dengesi bu uygulanan heterodoks para politikası ile cari açığı kapatmak amaçlandığını anlattı.

“Şu an için büyüme hatırı sayılır bir durumda elbette ama her şey kurlardan dolayı girdi maliyetlerinden dolayı pahalılandı hem talep enflasyonu hem maliyet enflasyonu dengeler değişti dolayısı ile tekrardan para politikalarını gözden geçirmek gerekecektir.” diyen Umarbeyli,  büyürken diğer parçaların işleyişinin bozulmamasının önemli olduğunu belirtti. Enflasyonda toparlanmaların olacağını belirten Umarbeyli,  bunun kalıcı ve sürdürülebilir olması gerektiğini ifade etti.

Şükrü Umarbeyli: Enflasyon gerilese bile fiyatlarda büyük düşüş olmayabilir

 

Haber Kıbrıs

Buradan Haber Kaynağına Ulaşabilirsiniz

 

 

[slide-anything id=’39937′]

Cevap Yaz