Salgın dönemleri edebiyatı

Kıbrıs Gazetesi

Salgın dönemleri edebiyatı

 

Evet, salgın dönemlerinin kendine özgü bir edebiyatı vardır… Bugünlerde yazılmakta olanlar da ileride küresel bir salgın döneminin ürünleri olarak algılanacak ve incelemelerin konusu olacaktır mutlaka… Hayırlısıyla hele bir aşalım bu dehşetengiz süreci!..

Bizim ülkemizde bile geçen mart ayından bu yana salgın fobisinin sarmalı içinde çeşitli türde nice kitap üretildi… Basılan kitapların yanında, baskıda olanlar da var… Alınan bilgi bu yönde… Türkiye’de son 7 ay içinde yayımlanan kitapların hızını takip etmek de kolay değil… Türkiye’de basılan bu kitapların çoğu henüz ülkemize ulaşmadı…

Dünya geneline baktığımızda ise salgın dönemi edebiyatının zirveye koştuğunu görürüz… Araştırma yapılsa kitap okuru sayısının arttığına ilişkin bir sonuçla karşılaşılacağından da eminim… İzolasyon adına mekânlarına kapanan yazarlar ya da düşünürler cömertçe üretmekte, aynı izolasyonun içinde olanlar ise zamanlarını okumaya daha fazla ayırabilmektedirler… 

                                                               ***

Edebiyat tarihine bakıldığında salgın dönemleri eser üretiminin, salgının sarmalı içinde ivme yaptığının açık belirtilerini ve klasikleşen eserlerini görürüz…  Salgın günlerinin etkisi altında yazılan kitaplar bir araya toplansa bunlardan zengin bir kütüphane oluşur…

Hiç kuşku yoktur ki, Giovanni Boccaccio’nun unutulmaz imzasını taşıyan “Decameron Öyküleri” salgın dönemi edebiyatının en ünlü üretimidir… “Decameron – Giovanni Boccaccio”da1348 yılında Avrupa’yı toplu ölümlerle sarsan veba salgınından kaçmaya çalışanların anlattıkları öyküler vardır…

İtalyan dilinde düz yazının temelini atan yazar olan Giovanni Boccaccio, yazı dili olarak Latincenin kullanıldığı on dördüncü yüzyıl İtalya’sında yaşadı… Boccaccio, milyonlarca baskı yapan başyapıtı ‘Decameron’u halk ağzıyla İtalyan dilinde yazdı… Bu kitabında hem bir çağın günlük yaşama biçiminden gerçekçi gözlemler aktarmış, hem de İtalyan dilinin daha sonraki gelişme aşamalarına kaynak oluşturacak bir düzyazı tarzı kurmuştur.

Boccaccio, dünya edebiyatının ilk hikâyecisi olarak da tanınır…

                                                               ***

Onun 1348-1351 yılları arasında yazdığı başyapıtı “Decameron” on gün boyunca anlatılan yüz öyküden oluşur. Günde on öykü anlatılır. Her günü, anlatıcıların sırayla kendi aralarından seçtikleri bir “kral” ya da “kraliçe” yönetir. Yazar “Decameron”un önsözünde kitabın özelliklerini açıklarken, sevenlerin, özellikle de seven kadınların acılarını hafifletmeyi amaçladığını belirtir. Efsane yazarın böylesi bir vurguda bulunması hiç de boşuna değildir… Neden mi? Çünkü o dönemde, gelişmekte olan Floransa burjuvazisinin, işleri nedeniyle sık sık uzak ülkelere giden tüccar kocalarının dönüşünü beklemekle ömür tüketen yalnız kadınları vardır…
“Decameron”, işte bu yalnız, güzel ve zengin genç kadınların anısına yazılmıştır aslında… Ölümcül veba salgınından kaçmak için bir araya gelen yedi genç kadınla üç genç erkek gönüllerince yaşayarak gülüp eğlenmek ve aklın sınırları dışına taşmayan zevkler tadabilmek amacındadır… “Decameron”u okuyanlar erotik dokunuşlar ve imgelerle de yüzleşebiliyorlar…

Kadınlı erkekli 10 kişilik bu ilginç grup, önce Fiesole dolaylarında lüks bir villada, sonra da gizemli bir şatoda konaklar… Cumartesi ve Pazar dışında her gün öğleden sonra, her biri bir öykü anlatır. Öykünün konusunu ise günün yöneticisi olan kral ya da kraliçe belirler. Birinci ve dokuzuncu günde ise, herkes istediği öyküyü anlatır. Böylece kitabı oluşturacak yüz öykü anlatılmış olur. Mutluluklar, gönül yaraları, kadın erkek ilişkileri, yerinde verilen yanıtlar ve mesajlar, çıkar peşinde koşan dönemin bağnaz din adamları, öykülerin başlıca konularını oluşturur.

Her günün bitiminde, anlatılan öykünün arkasından, topluca yemek yenir, sohbet edilir,  şarkılar söylenir ve dans edilir.

“Decameron”, eğlendirici ve edebi yönünün ötesinde, 14’ncü yüzyıl batı hayat tarzını anlatan tarihi bir belge niteliğindedir aynı zamanda… Bu özelliğinden dolayı da, etkin bir dönem kitabı olarak, dünya edebiyatında büyük önem taşır…

                                                                              ***

“Decameron”, hümanizmin doğuşundan önce hümanizmi müjdeleyen ve tutucu bağnaz düşünceye karşı muhalefet bayrağını açan ilk edebiyat, ideoloji ve düşünce yapıtlardandır.

15’nci ve 16’ncı yüzyılları kapsayan, insanın dinsel baskı ve dogmalardan kurtularak kendine dönüşün bir ifadesi olan “yeniden doğuş” anlamlı bu Rönesans  sürecinde insanlığa çağ atlatan neler olmadı ki?.. Özgürleşme özlemleri, toplumsal ve kültürel uyanış, edebiyat, bilim ve sanatlardaki gelişme kiliseye geri adım attırmış, ruhani karanlığa da ışık saçmıştır… Yunan edebiyatı ve Latin edebiyatı ürünleri işte o dönemde Avrupa’daki ulusal dillere çevrildi…“Decameron”da, işte bu dönemin bir başyapıtı olarak, ondan sonraki her devirde büyük önem kazandı…

Boccaccio, bu ölümüz eserinde dinsel konuları değil, doğrudan insanı anlatmış ve dönemin günlük olaylarını kendine özgü sade diliyle işlemiştir.

                                                                                              ***

Floransalı bir bankacının; Parisli bir kadınla evlilik dışı ilişkisinden doğan şair ve yazar Giovanni Boccaccio, Floransa’da büyüdü. 16 Haziran 1313 ve 21 Aralık 1375 yılları arasında yaşadı… Napoli’de hukuk eğitimi aldı… Aile mesleği bankacılık yerine hukuk ve edebiyatla uğraşmayı yeğledi… Mario, Giuliove Violante adlı evlilik dışı üç çocuğu olan yazar, sanat yaşamında Dante’den esinlendi…1348’deki “kara ölüm” adı verilen Veba salgını Floransa’yı da oldukça etkiler… Çağdaşları gibi ölüm korkusunu derinden yaşayan Boccaccio, o günlerin atmosferini en ünlü eseri olan“Decameron” un ilginç sayfalarına başarıyla yansıttı…

 

 Haber Kıbrıs

Buradan Haber Kaynağına Ulaşabilirsiniz

 

 

[slide-anything id=’39937′]

Yorum bırakın