Kıbrıs’ın fethinin hesabının sorulması girişimi: 449. Yıldönümünde Lepanto (İnebahtı) Savaşı

Kıbrıs Gazetesi

Kıbrıs’ın fethinin hesabının sorulması girişimi: 449. Yıldönümünde Lepanto (İnebahtı) Savaşı

 

   Lepanto (İnebahtı) Savaşı, Ağustos 1571’de fethedilen Kıbrıs’ın fethinden sadece 2 ay sonra, 7 Ekim 1571’de gerçekleşmiş olan ve Osmanlı donanmasının çok ağır kayıplar vererek yenildiği deniz savaşıdır. Osmanlıların Avrupa orduları karşısında aldığı ilk yenilgi olarak tarihimize geçmiştir. Savaşın altında yatan temel neden, yaptıkları tüm çalışmalara rağmen geç kalan ve Kıbrıs’ın fethine engel olamayan “Kutsal İttifak” üyesi bazı Avrupalı Hıristiyan devletlerinin, Osmanlı’dan Kıbrıs’ın fethinin hesabını sormaya kalkışmaları olarak kabul edilir. Her ne kadar Kıbrıs’ın fethinin hemen 2 ay sonra gerçekleşmişse de, bu savaşın “gelmekte olduğu” daha fetih öncesinde Divan-ı Hümayun’da yapılan tartışmalardan belliydi. Kıbrıs’ı fethetme kararının alınmasından önce Divan’da yapılan toplantılar sırasında sadrazam Sokullu Mehmet Paşa ile Lala Mustafa Paşa arasında yapılan sert tartışmalar, Osmanlı donanması ile Kutsal İttifak donamasının yakın bir zamanda karşı karşıya geleceklerini açıkça ortaya koyuyordu.

Papa- İspanya- Venedik’in yan yana gelerek

bir “Kutsal İttifak” kurma yolunda çalışmaya

başlamaları ve Sokullu Mehmet Paşa’nın öngörüsü

   Bilindiği gibi, Yavuz Sultan Selim’in Suriye ve Mısır’ı fethetmesinden sonra, Kıbrıs Adası’nın İstanbul-Mısır su yolunu tutan doğu denizleri, Osmanlılar ile Venedikliler arasında ciddi anlaşmazlıkların doğumuna yol açan bir konu haline gelmiş ve adanın fethedilmesi gereği Divan’da sık sık gündeme getirilmeye başlanmıştır. Osmanlı’nın hac yolunda yol kesen, hacca giden veya dönen gemileri talan eden, yaşlı hacıları kadın-erkek demeden katleden korsanlara Venediklilerin kucak açması Osmanlıları adeta adayı fethe zorlamıştır. Oldukça güçlü bir istihbarat ağına sahip olan Venedikliler, özellikle İstanbul’daki elçilerinin yoğun diplomatik ilişkileri ve aldığı her türlü bilgiyi merkeze ulaştırması sonunda, Osmanlıların yakın bir zamanda Kıbrıs adasını fethetmek üzere hazırlıklara başladıklarını haber almakta gecikmediler. Elde ettikleri bu önemli istihbarata dayanarak önce Lefkoşa’da, daha sonra da Mağusa’da önlemler almaya ve iki şehirde de hem yiyecek ve cephane stoku yapmaya, adaya Venedik’ten asker ve subay getirmeye ve şehirlerin surlarını tahkim etmeye, güçlendirmeye başladılar. Nitekim Mağusa’ya hakim olan tarih kültürünün Lüzinyan kültürü olmasına rağmen, surların Venedikliler tarafından neredeyse yeniden yapılarak güçlendirildiği unutulmamalıdır. Osmanlı’nın fetihte gecikmesinin ve bu kenti alırken 50 binden fazla şehit vermelerinin temel nedeni de bu güçlendirici çalışmalardır.

   Venedikliler bu çalışmaları yaparken Osmanlı’ da II. Selim devri hüküm sürmektedir. Ama devleti idare eden II. Selim’den ziyade, İmparatorluğun gördüğü en büyük vezir olan Sokullu Mehmet Paşa idi. Her ne kadar bir devşirme idiyse de, devşirmeden ziyade tam bir Osmanlı gibi davranıyordu. II. Selim’e, babası Kanuni Sultan Süleyman’dan miras kalmıştı ve saltanatını II. Selim’den sonra da III. Murat döneminde de sürdürmüştü. Sokullu devletin işleyişine hakimdi ve hem diplomaside, hem savaşta mahirdi. Tüm bu maharetlerini, Zigetvar seferi sırasında ölen Kanuni’nin ölümünü, salt ordunun morali bozulmasın diye, askerden başarıyla sakalmış olmasında görmek mümkündür. Hayatı başarılarla dolu bu vezir, Venedik Cumhuriyeti’nin yapmakta olduğu bu hazırlıklardan ve özellikle kurmaya çalıştığı kutsal ittifaktan haberdardı. Bu nedenle donanmayı çok güçlü hale getirmek için uğraşıyordu. Kaldı ki, bu güçlendirme Kıbrıs’a yapılacak sefer için de şarttı. Nitekim bu güçlendirme  Kıbrıs’ın fethinden sonra bile devam etmiş ve  Osmanlı donanması, Lepanto’da hiç beklemediği o korkunç yenilgiyi tattığı güne kadar, tüm  Ege’de ve, Ege Adaları çevrelerinde, özellikle tüm Orta Doğu,  Doğu Akdeniz  ve Adriyatik’te 300 gemiden oluşan bir filo ve bu filoda bulunan 2.500 yeniçeri ve 22.000 sipahi ile rahat rahat bayrak göstermişti.

   Sokullu, kuşkusuz ki, devletinin, askerinin ve donanmasının gücünü biliyor ve eninde sonunda Kıbrıs’ın fethi için bir sefere çıkılacağını ve bu seferden de zaferle dönüleceğini tahmin ediyordu. Ama yine de Kıbrıs’ın fethine yönelik bir sefer düzenlenmesi görüşüne pek yakın değildi. Sakız Adası fatihi olarak adlandırılan ve II. Selim’in yeni gözdesi olan Piyale Paşa ile, 1571’e kadar kayda değer hiçbir başarıya imza atmamış, başarıya aç olan ve derhal sefere çıkılmasını isteyen Lala Mustafa her Divan toplantısında “hadi yola çıkalım!” diye tuttururken,  Sokullu, belki de bir sonuç çıkmayacağını tahmin ettiği halde son bir defa daha diplomatik yolu denemeyi tercih etti ve Kubat Çavuş’u Venedik’e elçi olarak gönderdi. Sokullu’nun sefere karşı olan bu tutumu,  onun sarayda “Hıristiyan ve Venedik çıkarlarına hizmet eden inançsız bir devşirme” olduğu söylentisinin giderek yayılmasına yol. Oysa ki, bir çok Osmanlı’dan daha Osmanlı, bir çok Türk’ten daha Türk olarak bilinen Sokullu’nun derdi başkaydı. Sokullu, zaten kuruluşunun ilk adımları atılmış olan ve başta Türkler olmak üzere tüm Müslüman devletleri hedef alan Katolik devletlerden oluşan “Kutsal İttifak”ın daha da gelişerek bir anlaşmaya dönüşeceğini ve ileride Osmanlı’nın başına büyük dertler açacağını öngörüyordu. Venedik’te hiç hoş karşılanmayan, neredeyse hakaretlere varan davranışlarla karşı karşıya kalan Kubad Çavuş Venedik’ten eli boş dönünce Sokullu açısından yapacak bir şey kalmadı. Yeni padişah olarak, kendisini bir yeri fethetme mecbur hisseden ve Sokullu aleyhine yapılan dedikodulardan son derece rahatsız olan II. Selim, Şeyhülislâm Ebussuud  Efendi’den de fetva alarak  Lala Mustafa Paşa’yı Kıbrıs’a gönderdi. Bilindiği gibi adaya Tuzla’dan çıkan Osmanlı’nın ilk hedefi Lefkoşa’yı almak oldu ve Lefkoşa 9 Eylül 1570 tarihinde Osmanlılar tarafından fethedildi.

“Kutsal İttifak Anlaşması”nın

imzalanması ve Lepanto (İnebahtı) savaşı

   Daha Lefkoşa’nın fethinden önce yan yana gelmiş ve başta Osmanlı olmak üzere tüm İslâm devletlerine karşı cephe almış bulunan “Kutsal İttifak” yanlısı devletlerin donanması, tam olarak hazır hale gelmediğinden, Kıbrıs seferi boyunca  Osmanlı donanmasını rahatsız  edemedi. Ama bir yandan aralarında görüşmelere devam ederken, diğer yandan donanmalarını güçlendirmeye devam ediyorlardı. Nitekim aralarındaki görüşmeler 25 Mayıs 1571 tarihinde sonuçlandı ve “Kutsal İttifak Anlaşması” imzalandı.  Papalık-İspanya- Venedik devletlerinden birisine yapılacak olan saldırı diğer devletlere de yapılmış sayılacaktı. Kara ve deniz kuvvetlerinin silâhlarının yarısını İspanya, diğer kısmını ise Venedik ve en düşük miktarını da Papalık karşılayacaktı. Bu devletlere daha sonra Napoli, Sicilya, Savoy ve Malta filoları da katıldı. Çok geçmeden,  ittifak 200 savaş gemisi ve 100 nakliye gemisi ile ve 37.000 savaşçıdan oluşan bir donamaya sahip oldu. Amaç, Hıristiyanlar için taze bir yara olan Kıbrıs’ın fethinin hesabını sormak ve mümkün olursa adayı Türklerden geri almaktı.

Güçlü bir hale gelmiş bulunan  “Haçlı Donanması” ile Sokullu’nu yenilediği Osmanlı donanması Eyül ile Ekim ayları 1571 arasında, deyim yerindeyse, sanki  “karşı karşıya gelmemek için” tüm maharetlerini göstererek Ege ve Adriyatik denizinde dolaşıp durdular. Osmanlı ordusu haçlı ordusundan daha hareketli idi ve Ege’de bulunan küçük ölçekli bazı adaları işgal ederek 8000 kişiye yakın Hıristiyan’ı esir aldılar. Ancak bu gücüne rağmen,  Osmanlı donanmasında çok önemli bir iç sorun yaşanıyordu. Sorun,  Kıbrıs’ın fethine katılan ve Mağusa’ da bulunan Müezzinzade Ali Paşa’nın Kaptan-ı Derya’lığa getirilerek donamanın başına geçmiş olması ve donanmanın deneyimli denizci paşalarından Cezayir Beylerbeyi Uluç Ali Paşa ile onun yandaşı olan Pertev Paşa’nın görüşlerine hiç önem vermemesinden kaynaklanıyordu. Nitekim Uluç Ali Paşa ve Pertev paşa gibi deneyimli denizci paşalar donanmanın altı aydır denizde olduğunu, askerin yorgun olduğunu, zaten yarısına yakının da terhis edildiği ve kış mevsiminin de geldiği gerekçeleriyle kışın İnebahtı’da geçirilmesini ve ordunun güçlendirildikten sonra baharda deniz açılıp düşmen donanmasına parça parça saldırılmasını savunuyorlardı. Ancak,  kara savaşlarında başarılı bir komutan olduğu kabul edilen Müezzinzade Ali Paşa,  deniz savaşlarında yetişmiş bir cengaver olan ve haçlı donanma taktiklerini çok iyi bilen Uluç Ali Paşa’yı ve onun gibi düşünen Pertev Paşa’yı ve diğer denizci paşaları dinlemeyerek düşman donanmasıyla savaşmaya karar verdi. İki donanma, 7 Ekim 1571’de Oksia adası civarında karşı karşıya geldiler. Uluç Ali Paşa, son bir defa daha Müezzinzade Ali Paşa’yı uyararak, 40mil menzile sahip düşman deniz toplarının hedefi olmamak için ön cepheden hücuma kalkılmamasını, arkadan ve yandan hücum edilmesi uyarısında bulunmuş, ancak Ali Paşa bunu da reddetmiştir. Sonuç Osmanlı tarihine şu cümleyle geçmiştir: “Osmanlı ordusunun Avrupalı ordular karşısında aldığı ilk yenilgi ve yaşanan muazzam kayıp!”. Osmanlı ordusu 20.000 şehit ve 3.500 esir vermiştir. Kaybedilen savaş gemisinin sayısı 200 den fazladır. 117 büyük,156 küçük top savaşta denize gömülmüştür. Şehit olanlar arasında başta Müezzinzade Ali Paşa olmak üzere 11 sancak beyi bulunmaktadır. Sokullu’nun öngörüsü doğru çıkmış, ama donanmanın başına bir kara kuvvetleri paşası olan Müezzinzade Ali paşayı atamakla, Osmanlının kudretli, veziri ciddi bir “meslek hatası” yapmıştır Müezzinzade Ali Paşa’nın başının kesilerek Haçlı Donanmasını komuta eden amiral Don Juan’ın gemisinin direğine asıldığını da belirtmek gerekir. “İttifak Donanması” nın kaybı ise sadece 15 gemiden ibarettir. Savaşta düşman donanmasına en fazla zararı, dediği gibi önden değil sol yandan saldıran ve gemilerini uzun menzilli toplardan uzak tutan Uluç Ali Paşa olmuş ve 40 gemisini kurtarmayı başarmıştır. Gösterdiği bu başarı üzerine Uluç Ali Paşa Kaptan-ı II. Selim tarafından Kaptan-ı Deryalığa atanmış ve “Kılıç Ali Paşa”  olarak anılmaya başlanmıştır.

“İttifak ülkelerinde yaşanan bayram”

havası ve Lepanto zaferinin sonuçları

   “Kutsal İttifak” donanmasının “muzaffer gemileri” 23 Ekim-1 Kasım arasında İspanya ve Venedik limanlarına geri döndüler. Başta Venedik olmak üzere tüm Avrupa bir bayram havası içinde idi. Öyle ki, “Kutsal İttifak”ın kazandığı zafer, çok geçmeden dönemin sanat ve kültür merkezi olan Venedikli ressamlar tarafından resme ve tabloya bile dökülmeye başlamıştı. Rönesans döneminin Ünlü Venedikli ressamı TizianoVecelli tarafından, üstelik 98 yaşında iken yaptığı “Lepanto Savaşı” tablosu bunun en güzel örneğidir.

   Sokullu, alınan yenilgiden sonra, iki devlet arasındaki ilişkilerin bundan böyle nasıl düzenleneceğini görüşmek ve yenilginin Topkapı’yı nasıl etkilediğini görmek için kendisini ziyarete gelen Venedik elçisine, “Ziyaretinizin esas nedenini anlıyorum. İnebahtı’daki yenilgimizin milletimiz üzerindeki etkilerini bilmek istiyorsunuz. Şunu biliniz ki, Kıbrıs’ı almakla biz sizin bir kolunuzu kesmiş olduk; siz ise bizim donanmamızı yenilgiye uğratmakla sadece sakalımızı tıraş etmiş oldunuz. Kesilen kol tekrar yerine gelmez ama tıraş edilen sakal yeniden, hem de daha gür olarak çıkar!” demiştir. Sokullu, tarih derslerinden hemen hepimizin duymuş olduğu bu sözlerinde pek haksız değildir. Zira o dönem açısından değerlendirildiğinde, alınan bu yenilgi Osmanlı’yı hiç sarsmamıştır.    

Nitekim sakalı da daha gür çıkmıştır, zira yine Sokullu’nun emriyle Osmanlı sadece 1572 ilkbaharına kadar 150 yeni kadırga, daha büyük çapta ve yeni toplarla donatılmış 8 büyük savaş gemisi inşa etmiştir. Bu sayı, 1572’nin Haziran ayında 250 savaş gemisine çıkmış ve yepyeni bir donama Kılıç Ali Paşa’nın emrine verilmiştir. Kaldı ki, biraz daha derin düşünüldüğünde, Türklerin denizci bir millet olmadığını ve deniz savaşlarından ziyade, tarih boyunca kara savaşlarında çok başarılı olduklarını kabul etmek de mümkündür. Herhalde, dönemin Topkapı kurmayları da bu özelliğimizin farkında olduklarından, Osmanlı bu yeniğinin üzerinde pek durmamıştır. Tam tersine, yeniden yapılandırılan Kılıç Ali Paşa komutasındaki Osmanlı donanmasının 1572 yılının Eylül ayında yaşanan Navarin olayında beraber hareket eden İngiliz, Fransız ve Rus gemilerinden oluşan düşman donanmasını top atışlarıyla limandan uzaklaştırılması Venediklileri şaşırtmış ve korkutmuştur. Navarin olayını iyi değerlendiren Venedikliler, çok geçmeden Osmanlı ile bir barış anlaşması imzalamanın yollarını aramışlar ve yapılan görüşmeler sonunda Mart 1573’de Osmanlı-Venedik anlamasının imzalanmasıyla iki devlet arasında uzun yıllardır süren husumet sona ermiştir. Bu anlaşmanın imzalandığı yıllardan sonra ise, Osmanlı ordusu çoğunlukla kara savaşları yaşadı ve donanması da Akdeniz’de bir sorunla karşılaşmadan rahatça dolaşmıştır. Bu nedenle, bazı yazarların öne sürdükleri gibi, Lepanto yenilgisinin, Osmanlı’yı “Akdeniz’i bir Türk gölü yapma stratejisi”nden uzaklaşarak kara savaşlarına yöneldiği iddiasını kabul edebilmek de oldukça güçtür.

   Bu çalışmam nedeniyle, “Kıbrıs’ta Türkler” adlı kitabının ilgili sayfalarını tekrar okuyarak yararlandığım yakında kaybettiğimiz değerli tarihçi ve yazarımız Ahmet Gazioğlu’nu da rahmetle anarım.

 

 Haber Kıbrıs

Buradan Haber Kaynağına Ulaşabilirsiniz

 

 

[slide-anything id=’39937′]

Yorum bırakın