Yalan ile gerçeğin mücadelesi

Yalan ile gerçeğin mücadelesi

✏️–Kıbrıs Gazetesi —✏️

 

Pazartesi günü, 130’dan fazla devlet ve hükümet başkanı ve binlerce diplomat, gezegeni ısıtan kömür, petrol ve gazdan kaynaklanan emisyonları azaltmak ve yeni hedefler belirlemek amacıyla, Glasgow’da biraraya geldi.

COP26, kısa adıyla düzenlenen 26. Taraflar Konferansında ki başlıklarda, ülkemizde, kaset, seçim, hükümet tartışmaları arasında gereken önemini bulamadan haber sitelerinin arşivlerinde yerini aldı. Aslında bu küresel gelişmelere, olaylara toplumsal olarak ilgisiz olmamız benim çok dikkatimi çekiyor. Tamam haklısınız belki bu tür toplantılar her ülkenin en parlak siyasetçilerinin biraraya geldiği bir arena aslında. Bu zirvelerin, toplantılarında bu parlak siyasetçilerin dünyayı kurtardıkları ve sonunda daha kötü şekilde dünyayı batırdıkları bir gösteriden ibaret olduğu konusunda da sizlere kısmen katılıyorum. Ama bu bizleri, iklim değişikliğinin en yıkıcı etkilerinden kaçınmamız için ulusların fosil yakıtlardan acil ve keskin bir dönüş yapmaları gerçekliğinden koruyamıyor maalesef. Bilim adamlarının çalışmaları kömür santrallerinin acilen kapatılması gerektiğini, asfalt ve betonlaşmanın hızla yasaklanarak, petrol yakan araçların 2030’a kadar olabildiği kadar sayısının azaltması gerektiğini bizlere göstermekte.

Toplantı’da, dünya ormanlarının yüzde 85’inden fazlasını temsil eden 100’den fazla dünya lideri, önümüzdeki on yılda ormansızlaşmayı durdurma sözü verdi. Bunun içinde dünyanın dört bir yanındaki ormanları restore etmeye başlayarak dünya çapında ormanların çöküşünü durduracak anlaşmalara imza attılar. ABD ayrıca 12 milyar dolarlık kamu ve 7.2 milyar dolarlık özel fonla bu anlaşmaları destekleyeceğini açıkladı. Türkiye’nin da geçmiş yıllarda bu toplantılardan aldığı 3,1 milyar Euro’luk iklim borcu bulunmaktadır. Demem odur ki sevgili okurum bu toplantıların gösteri ve maddi boyutlarının olduğu ne kadar gerçekse, dünyamızın iklim değişikliği konusunda yaşamakta olduğu tehditler de bir o kadar gerçektir. Bundan kaçışımız yok. Hepimiz bireyler olarak ‘iyi bir hayat’ yaşamanın ne anlama geldiği konusuna çok fazla kafa yoruyoruz. Kitap satış pazarının nerdeyse yarısını kişisel gelişim kitapları alıyor. Ancak çoğumuz tür olarak iyi bir hayat yaşamanın ne anlama geldiği meselesine neredeyse hiç kafa yormuyoruz. Hepimiz kendi yaşamlarımızın, sıkıntılarımızın çok önemli ve eşsiz meseleler olduğunu düşünüyoruz. Buna karşılık içinde yaşadığımız Dünya’nın sorunlarını önemsemiyoruz. Bunu artık o kadar ileri boyutlara taşıdık ki aslında kendimizin dışında kimseyi önemsemiyoruz. Gerçeklerden kaçıyoruz aslında. Gerçekleri görmek istemiyoruz. Yalanlarla zaman kaybetmek işimize geliyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü gerçekleri bilirseniz karar vermeniz gerekir, harekete geçmeniz, konfor alanlarınızdan çıkmanız gerekir. Hiçbirinizin siyasi, ekonomik anlamda yaşadığımız aldatmacalara yalanlara inandığını düşünmüyorum.  Ama hepimizin neden bunlara inanıyormuş gibi davranmak zorunda olduğumuzu da çözmekte zorlanıyorum. Bu yalanları, aldatmacaları kabul edip onlara inanıyormuş gibi yaşadıkça hepimiz bu şikayet ettiğimiz sistemin baş aktörleri oluyoruz. Aslında hepimiz celladına aşık olan misali şikayet ettiğimiz sistemi yaratıp, koruyoruz. O yüzden hepimiz medya aracılığıyla karşı karşıya geldiğimiz kişiler ve kurumların oyunun kuralları öyle gerektirdiği için bir şeyler yapıp söylediklerini kabulleniyoruz. O yüzden dünyayı olduğu gibi görme yetimizi baltalayan palavralara karşı affedici davranıyoruz. Ancak bizlerin bu hoşgörüsü doğruluğun değerini azaltıyor. Bu şekilde her şeyi sonuçlarına göre meşrulaştırma yoluna gitmeye devam ettikçe de, palavranın, yalanın büyümesine göz yumuyoruz. Bu sebeple bu yalanlara palavralara karşı durmalı gerçekleri görüp bu gerçeklerin içinde yaşamayı kabullenmeliyiz.

Eğer siz de siyasette, ekonomide yaşananları görüp palavra atmanın artmasından endişeliyseniz, ben de dahil, hepimizin kendi palavralarımıza karşıda dahil daha az hoşgörülü olmasının vakti gelmiştir. Orhan Veli’nin ‘Güzel bir dünyada yaşamak istiyorsanız siz de öyle bir meyhane bulunuz’’ sözünü üstadın hoşgörüsüne sığınarak gelin değiştirelim ve sözümüzü noktalayalım: ‘Güzel bir dünyada yaşamak istiyorsanız siz de öyle bir dünya yaratmak için mücadele verin.’’

YRD. DOÇ.  DR. AHMET MASLAKÇI

 

 Haber Kıbrıs

Buradan Haber Kaynağına Ulaşabilirsiniz

 

 

[slide-anything id=’39937′]

Cevap Yaz