Bir lase, susar mısınız?

Kıbrıs Gazetesi

Bir lase, susar mısınız?

 

Dün BRTHD1’de #burasıönemli programında Levent Kutay’ın konuğuydum.

   Levent Kutay, yanıtları gündemle ilgili tüm sorulara yanıt imkanı sunan güzel sorular sordu.

   Ben de, söylemek istediklerimi anlaşılır şekilde söyledim.

   ***

   Seçimler nedeniyle de, bir anlamda alevlendirilen, Türkiye – KKTC ilişkilerini de konuştuk.

   Türkiye derken, Türkiye Cumhuriyeti devletinde siyasi erki elinde tutanları anlatmak istediğimin altını çizeyim.

   Oransal kıyas yapacaksam, Türkiye medyasından, hem de önemli TV kanallarındaki programlarda konuşanların üslubu, tahrik ve provokasyonun ötesinde.

   Dün de söyledim.

   Keşke bizleri de o canlı TV programlarına davet etseler ve Türkiye televizyonlarında sıkça kullanılan, ifadeyle, “Milyonların önünü konuşsak.”

   Dikkatinizi çekerim.

   Konuşalım dedim, tartışalım ya da kapışalım demedim.

   ***

   Zamam zaman denk gelir, ben de izlerim.

   Ya bilgi yok, ya da yanlış bilgiyi, doğru bilgi gibi kabul ederek, fikir niteliği olmayan görüşler ortaya konuluyor.

   Rahatsız olmaktan öte üzülüyor muyum?

   Evet üzülüyorum, hem de çok üzülüyorum.

   Kıbrıs Türkü, Türkiye ile her zaman iyi ilişkiden yanadır.

   İlk turda toplam 11 aday ve şimdi ikinci tura kalan, iki aday Ersin Tatar ve Mustafa Akıncı, Türkiye karşıtı, Türkiye düşmanı değildir.

   KKTC dört cumhurbaşkanı gördü bugüne kadar. Rauf Denktaş, Mehmet Ali Talat, Derviş Eroğlu ve Mustafa Akıncı… Tümüne yapılan eleştirinin ortak noktası, “Kıbrıs sorununu çözemediler.”

   Doğrudur, çözemediler.

   Tek başlarına da çözemezlerdi.

   Rumların istediği ve Kıbrıslı Türklerin asla kabul etmeyeceği talepler nedeniyle anlaşma olmadı.

   Bazılarının çok kullandığı, ifadeyle “KIBRIS’I, KIBRIS TÜRKÜ’NÜ SATMADIKLARI” için anlaşma olmadı.

   Rauf Denktaş’tan başlayarak Kıbrıs Türk tarafının önerdikleri olmuştur.

   Ancak müzakere sürecinde her zaman olan bir ilke vardır.

   TÜM KONULARDA ANLAŞMA SAĞLANANA KADAR HİÇ BİR ÖNERİ YA DA UZLAŞI, ANLAŞMA SAYILMAZ.

   Rumların neyi kabul edip etmediğine, bu aşamada önem vermem.

   Kim dedi ki, onların istediği şartsız şurtsuz kabul edilecek?

   Uluslararası camiada, BM parametrelerine uygunlukla birlikte, kabul gören çözüm tanımlaması şudur: İKİ BÖLGELİ, İKİ TOPLUMLU, SİYASİ EŞLİTLİK TEMELİNDE İKİ KURUCU DEVLETİ OLAN FEDERAL BİR KIBRIS. Biz buna TÜRKİYE’NİN ETKİN VE FİİLİ GARANTİSİ’ni de ekleriz.

   Bu satırların yazarı olarak tarafların uzlaşıp kabul ettiği içeriğe bakarım. Çözümle oluşacak yapının literatürdeki ismiyle uğraşmam. Rumların tahammül edemeyip, anayasal kimliğinin bozulmasının büyük parçası oldukları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, başında ya da sonunda federasyon ya da konfederasyon mu yazıyordu?

   Kıbrıs Cumhuriyeti yazıyordu ve hâlâ Kıbrıs Cumhuriyeti yazıyor, o kadar.

   İki devletlilik her türlü çözüm modelinin içinde olabilir.

   Bu noktada tartışma hatta bu noktadan hareketle toplumu adeta bölmek yanlıştır.

   Herkes şunu bilsin. KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMSÜZLÜK NEDENİ, FEDERASYON TEMELLİ ÇÖZÜM MODELİNİN GÖRÜŞÜLMESİ DEĞİL, RUMLARIN ÇÖZÜME HAZIR OLMAMASIDIR.

   ***

   Türkiye ile ilişkiler hem önemli hem de gereklidir.

   Dün YDÜ Kurucu Rektörü Dr. Suat Günsel’le telefonda konuştuk.

   Suat Hoca da Türkiye ile iyi ilişkilerin önemine dikkat çekti. Gerekçelerini de çok güzel anlattı.

   Konuşurken isim filan da hiç ortaya koymadı.

   İlkeleri anlattı.

   Merkezdeki siyasilerin susması kolaydır.

   Terminolojide buluşma da, sağlanabilir.

   Mesele dış çemberdekilerin konuştukları.

   Türkiye medyasında olumsuz etki yapanların daha fazla olduğu ortada. Bu konuşmaların zararı var faydası yok.

   Bir lase sussalar, en hayırlı katkıyı yapacaklar.

 

 Haber Kıbrıs

Buradan Haber Kaynağına Ulaşabilirsiniz

 

 

Yorum bırakın