İşgücü açığı çok büyüdü

İşgücü açığı çok büyüdü

✏️–Kıbrıs Gazetesi —✏️

KTEZO Genel Koordinatörü Hürrem Tulga’ya göre, ülkemizde yıllardır yaşanan ara eleman sorunu, pandemiyle birlikte yabancı işgücünün de adayı terk etmesiyle devasa boyutlara ulaştı

 

Ahmet UÇAR
 

   Ülkemizde yıllardır yaşanan ara eleman (mesleki işçi) sorunu, pandemiyle birlikte daha da arttı.

   1980’li yıllardan itibaren inşaatlaşmanın artması ve buna bağlı olarak dülger, demir ve mobilya gibi sektörlerin gelişmesiyle ara eleman ihtiyacının önemi daha iyi anlaşılsa da toplumun üniversitelere ve devlet kurumlarına yönelmesi, yerli iş gücü açığını daha da artırdı.

   KIBRIS, ülkemizde kalifiye eleman ihtiyacının geçmişteki ve bugünkü durumu, yaşanan sıkıntılar ve atılması gereken adımlar konusunda Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası (KTEZO) Genel Koordinatörü Hürrem Tulga’nın görüşlerine başvurdu.

   Tulga, iş gücü ihtiyacının 1980’li yıllarda başladığını belirterek, devlet kurumlarına ve üniversitelere girişte niteliğe bakılmaması, toplumun üniversitelileşmeyi bir statü olarak görmesi, özel sektörle devlet kurumları arasında hem maaş, hem sosyal statü farkı oluşması nedeniyle yerli iş gücü açığının yaşandığını vurguladı.

“İş gücü ihtiyacı 1980’li yıllarda başladı”  

   Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Koordinatörü Hürrem Tulga, ülkemizdeki iş gücü açığının 1980’li yıllardan bu yana büyüyerek devam ettiğini anımsatarak, bu açığın 2000’lerden sonra devasa boyutlara ulaştığını kaydetti.

   Tulga, 2000’li yıllarda inşaat sektörünün büyümesi ve üniversitelileşme oranının artmasıyla iş gücü açığının devasa boyutlara ulaştığının altını çizdi.

   1980’lerde yaşanan iş gücü açığının Türkiye ile 1986’da yapılan işgücü anlaşmasıyla giderilmeye çalışıldığını hatırlatan Hürrem Tulga, “O dönem bugünle karşılaştırıldığında böyle büyük bir açık yoktu. Bunu gidermek için 1988’te “Çıraklık Eğitim Yasası” çıkarıldı. Bu yasa, işgücü ihtiyacını çözmek için çıkarıldı. Ancak bu yasa 2007’ye kadar uygulamaya girmedi” dedi.

   Üretime dayalı bir model ve ekonomik bir politikanın olmamasından dolayı bu işgücü açığının çok görünür olmadığını, işçiye ihtiyaç duyuldukça Türkiye’den işçi getirildiğini dile getiren Tulga, bu ihtiyacın 2000’lere kadar bu yöntemle kolay bir şekilde giderildiğini anlattı.

“2010’da üçüncü dünya ülkelerinden de işçi getirilmeye başlandı”

   Tulga, 2000’li yıllarda inşaatla birlikte dülger, demir, mobilya gibi sektörlerde iş gücü ihtiyacının yaşandığına işaret ederek, ekonominin büyümesinden dolayı bu ihtiyaçların 2010’a kadar karşılanabildiğine dikkat çekti.

   Kalifiye elemanların adaya gelmek istememesi ve 2008’de yaşanan ekonomik kriz sonucu Türkiye ile Kuzey Kıbrıs’taki maaşların birbirine yakın hale gelmesi gibi nedenlerle 2010’a gelindiğinde bu sürecin artık tıkandığını belirten Tulga, 2010’dan itibaren Hindistan ve Pakistan gibi üçüncü dünya ülkelerinde işçi getirilmeye başlandığını kaydetti.

   Tulga, kalifiye eleman ihtiyacının yabancı işgücüyle giderilmesi yönteminin hiçbir ülkede uygulanmadığını dile getirerek, her ülkenin zanaat ve esnaf ihtiyacını kendi ülkesi içerisindeki önlemlerle karşıladığını, ülkesindeki zanaatkarları değerlendirdiğini ifade etti.

“Pandemiyle birlikte iş gücü ihtiyacı daha çok arttı”

   Pandemi süreciyle birlikte ülkemizde şu an en büyük ihtiyacın iş gücü olduğuna işaret eden Tulga, hem asgari ücretin diğer ülkelerle neredeyse eşit duruma gelmesi, alım gücünün düşmesi, usta- kalifiye elemanların başka bir ülkeye gitmek istememesi ve üniversitelileşmeye rağbet gösterilmesi gibi nedenlerle bu ihtiyacın giderilemediğine dikkat çekti.

   “Üniversitelileşme ve memurluğa rağbet”

   Tulga, üniversitelileşme algısının ülkemizde ciddi boyutlara geldiğini ifade ederek, şöyle devam etti:

   “Üniversitelileşmenin altında yatan en büyük sebep, devlete istihdamdır.

   Ülkede üniversitelileşme de aldı başını gitti ve o zamanın hükümeti de bunu seyretti.

   Üniversite noktasında standart kriterler konulmadı, öğrenciler yönlendirilmedi, devlet hiçbir tedbir almadı. Devlet kurumlarına personel alınırken de sadece diplomaya bakıldı, nitelikler göz ardı edildi”.

   Toplumun da çocuklarını üniversitelere yönlendirdiğini söyleyen Tulga, bunun da üniversitelerin işine geldiğini açıkladı.

   Tulga, toplumun üniversitelere ve memurluğa eğilim göstermesinin altında yatan bir diğer nedenin ise ülkemizde düzgün bir sosyo- ekonomik politikanın bulunmaması olduğunun altını çizerek, şunları söyledi:

  “Ülkemizde doğru dürüst bir sosyo- ekonomik politikaya sahip oldu mu ki özel sektörde çalışanlar geleceğe güvenle baksın.

   Böyle bir politikanın ve güvenin olmaması ve özel sektörle devlet kurumlarının arasında hem sosyal haklar, hem maaş açısından farkların oluşması nedeniyle herkes üniversite üzerinden devlet kurumlarına girmeye çalıştı”.

   Bu yaklaşımın ülkedeki üretimi durdurma noktasına getirdiğini belirten Tulga, ülkede usta, kalifiye elemanın olmadığı durumda ekonominin de bulunamayacağını kaydetti.

   Türkiye’de dönemin cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’ın Kıbrıs’a geldiğinde “Siz turizme, üniversitelere, yani hizmet sektörüne yönelin, üretimle uğraşmayın, üretim işi maliyetli bir iş, biz, sizin her ihtiyacınızı karşılarız” şeklinde bir açıklamada bulunduğunu anımsatan Tulga, toplumun memurluğa ilgi göstermesinin ve üretimden kopmasının bu tavırla da ilişkili olduğuna dikkat çekti.

   Hürrem Tulga, insanın, işgücünün üretim noktasında en önemli faktör olduğunu dile getirerek, insan olmadığı sürece ne sermayenin, ne de iş makinelerinin bir işe yarayabileceğini ifade etti.

   Tulga, ülke nüfusunun yüzde 70- 75’inin üniversitelere gittiğini, yüzde 20- 25’inin ise mesleki eğitime önem verdiğini kaydederek, ülkede üretimin sağlanabilmesi için bunun tam tersinin gerçekleştirilmesi gerektiğini bildirdi.

   Ülkemizde üniversite okumanın bir statü olarak görüldüğüne de dikkat çeken Tulga, toplumun genelinin özel sektörü küçük gördüğünü dile getirdi.

“Mesleki eğitime önem verilmeli”

   Esnaf ve Zanaatkarlar Odası’nın bu ihtiyaçları görerek 2005’te çalışmalar başlattığına ve 2007’de Mesleki Eğitim Yasası’nı çıkarttırdığına işaret eden Tulga, 2009’da mesleki eğitim okulunun da kurulmasıyla mesleki eğitimi kurumsallaştırdığını söyledi.

   Tulga, pandemi sürecinin ardından bu iş gücü ihtiyacının etkisini daha çok göstermeye başladığını anlatarak, yabancı işçilerin ülkelerine dönmesi, ülkemizdeki hayat kalitesinin düşmesi ve devletin yabancı işçilerle ilgilenmemesi gibi nedenlerle işçilerin ülkemize gelmek istemediğini açıkladı.

   İşgücü ihtiyacının giderilebilmesi için tek çarenin mesleki eğitime önem vermekten geçtiğini belirten Tulga, ayrıca çocukların da yeteneklerine göre mesleki eğitime yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

ÜRETMEYEN BİR TOPLUM YARATILDI…

Hürrem Tulga, ülke nüfusunun yüzde 70- 75’inin üniversitelere gittiğini, yüzde 20- 25’inin ise mesleki eğitime eğilim gösterdiğini kaydetti. Türkiye’de dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Kıbrıs’a geldiğinde “Siz turizme, üniversitelere, yani hizmet sektörüne yönelin, üretimle uğraşmayın, üretim işi maliyetli bir iş, biz, sizin her ihtiyacınızı karşılarız” şeklinde bir açıklamada bulunduğunu anımsatan Tulga, toplumun memurluğa ilgi göstermesinin ve üretimden kopmasının bu tavırla da ilişkili olduğunu söyledi

MESLEKİ EĞİTİME ÖNEM VERİLMELİ…

Tulga, pandemi sürecinin ardından iş gücü ihtiyacının etkisini daha çok göstermeye başladığını anlatarak, yabancı işçilerin ülkelerine dönmesi, ülkemizdeki hayat kalitesinin düşmesi ve devletin yabancı işçilerle ilgilenmemesi gibi nedenlerle işçilerin ülkemize gelmek istemediğini açıkladı.  İşgücü ihtiyacının giderilebilmesi için tek çarenin mesleki eğitime önem vermekten geçtiğini belirten Tulga, ayrıca çocukların da yeteneklerine göre mesleki eğitime yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı

   Ülkemizde yıllardır yaşanan ara eleman (mesleki işçi) sorunu, pandemiyle birlikte daha da arttı.

   1980’li yıllardan itibaren inşaatlaşmanın artması ve buna bağlı olarak dülger, demir ve mobilya gibi sektörlerin gelişmesiyle ara eleman ihtiyacının önemi daha iyi anlaşılsa da toplumun üniversitelere ve devlet kurumlarına yönelmesi, yerli iş gücü açığını daha da artırdı.

   KIBRIS, ülkemizde kalifiye eleman ihtiyacının geçmişteki ve bugünkü durumu, yaşanan sıkıntılar ve atılması gereken adımlar konusunda Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası (KTEZO) Genel Koordinatörü Hürrem Tulga’nın görüşlerine başvurdu.

   Tulga, iş gücü ihtiyacının 1980’li yıllarda başladığını belirterek, devlet kurumlarına ve üniversitelere girişte niteliğe bakılmaması, toplumun üniversitelileşmeyi bir statü olarak görmesi, özel sektörle devlet kurumları arasında hem maaş, hem sosyal statü farkı oluşması nedeniyle yerli iş gücü açığının yaşandığını vurguladı.

   Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Koordinatörü Hürrem Tulga, ülkemizdeki iş gücü açığının 1980’li yıllardan bu yana büyüyerek devam ettiğini anımsatarak, bu açığın 2000’lerden sonra devasa boyutlara ulaştığını kaydetti.

   Tulga, 2000’li yıllarda inşaat sektörünün büyümesi ve üniversitelileşme oranının artmasıyla iş gücü açığının devasa boyutlara ulaştığının altını çizdi.

   1980’lerde yaşanan iş gücü açığının Türkiye ile 1986’da yapılan işgücü anlaşmasıyla giderilmeye çalışıldığını hatırlatan Hürrem Tulga, “O dönem bugünle karşılaştırıldığında böyle büyük bir açık yoktu. Bunu gidermek için 1988’te “Çıraklık Eğitim Yasası” çıkarıldı. Bu yasa, işgücü ihtiyacını çözmek için çıkarıldı. Ancak bu yasa 2007’ye kadar uygulamaya girmedi” dedi.

   Üretime dayalı bir model ve ekonomik bir politikanın olmamasından dolayı bu işgücü açığının çok görünür olmadığını, işçiye ihtiyaç duyuldukça Türkiye’den işçi getirildiğini dile getiren Tulga, bu ihtiyacın 2000’lere kadar bu yöntemle kolay bir şekilde giderildiğini anlattı.

   Tulga, 2000’li yıllarda inşaatla birlikte dülger, demir, mobilya gibi sektörlerde iş gücü ihtiyacının yaşandığına işaret ederek, ekonominin büyümesinden dolayı bu ihtiyaçların 2010’a kadar karşılanabildiğine dikkat çekti.

   Kalifiye elemanların adaya gelmek istememesi ve 2008’de yaşanan ekonomik kriz sonucu Türkiye ile Kuzey Kıbrıs’taki maaşların birbirine yakın hale gelmesi gibi nedenlerle 2010’a gelindiğinde bu sürecin artık tıkandığını belirten Tulga, 2010’dan itibaren Hindistan ve Pakistan gibi üçüncü dünya ülkelerinde işçi getirilmeye başlandığını kaydetti.

   Tulga, kalifiye eleman ihtiyacının yabancı işgücüyle giderilmesi yönteminin hiçbir ülkede uygulanmadığını dile getirerek, her ülkenin zanaat ve esnaf ihtiyacını kendi ülkesi içerisindeki önlemlerle karşıladığını, ülkesindeki zanaatkarları değerlendirdiğini ifade etti.

   Pandemi süreciyle birlikte ülkemizde şu an en büyük ihtiyacın iş gücü olduğuna işaret eden Tulga, hem asgari ücretin diğer ülkelerle neredeyse eşit duruma gelmesi, alım gücünün düşmesi, usta- kalifiye elemanların başka bir ülkeye gitmek istememesi ve üniversitelileşmeye rağbet gösterilmesi gibi nedenlerle bu ihtiyacın giderilemediğine dikkat çekti.

   Tulga, üniversitelileşme algısının ülkemizde ciddi boyutlara geldiğini ifade ederek, şöyle devam etti:

   “Üniversitelileşmenin altında yatan en büyük sebep, devlete istihdamdır.

   Ülkede üniversitelileşme de aldı başını gitti ve o zamanın hükümeti de bunu seyretti.

   Üniversite noktasında standart kriterler konulmadı, öğrenciler yönlendirilmedi, devlet hiçbir tedbir almadı. Devlet kurumlarına personel alınırken de sadece diplomaya bakıldı, nitelikler göz ardı edildi”.

   Toplumun da çocuklarını üniversitelere yönlendirdiğini söyleyen Tulga, bunun da üniversitelerin işine geldiğini açıkladı.

   Tulga, toplumun üniversitelere ve memurluğa eğilim göstermesinin altında yatan bir diğer nedenin ise ülkemizde düzgün bir sosyo- ekonomik politikanın bulunmaması olduğunun altını çizerek, şunları söyledi:

  “Ülkemizde doğru dürüst bir sosyo- ekonomik politikaya sahip oldu mu ki özel sektörde çalışanlar geleceğe güvenle baksın.

   Böyle bir politikanın ve güvenin olmaması ve özel sektörle devlet kurumlarının arasında hem sosyal haklar, hem maaş açısından farkların oluşması nedeniyle herkes üniversite üzerinden devlet kurumlarına girmeye çalıştı”.

   Bu yaklaşımın ülkedeki üretimi durdurma noktasına getirdiğini belirten Tulga, ülkede usta, kalifiye elemanın olmadığı durumda ekonominin de bulunamayacağını kaydetti.

   Türkiye’de dönemin cumhurbaşkanı olan Turgut Özal’ın Kıbrıs’a geldiğinde “Siz turizme, üniversitelere, yani hizmet sektörüne yönelin, üretimle uğraşmayın, üretim işi maliyetli bir iş, biz, sizin her ihtiyacınızı karşılarız” şeklinde bir açıklamada bulunduğunu anımsatan Tulga, toplumun memurluğa ilgi göstermesinin ve üretimden kopmasının bu tavırla da ilişkili olduğuna dikkat çekti.

   Hürrem Tulga, insanın, işgücünün üretim noktasında en önemli faktör olduğunu dile getirerek, insan olmadığı sürece ne sermayenin, ne de iş makinelerinin bir işe yarayabileceğini ifade etti.

   Tulga, ülke nüfusunun yüzde 70- 75’inin üniversitelere gittiğini, yüzde 20- 25’inin ise mesleki eğitime önem verdiğini kaydederek, ülkede üretimin sağlanabilmesi için bunun tam tersinin gerçekleştirilmesi gerektiğini bildirdi.

   Ülkemizde üniversite okumanın bir statü olarak görüldüğüne de dikkat çeken Tulga, toplumun genelinin özel sektörü küçük gördüğünü dile getirdi.

   Esnaf ve Zanaatkarlar Odası’nın bu ihtiyaçları görerek 2005’te çalışmalar başlattığına ve 2007’de Mesleki Eğitim Yasası’nı çıkarttırdığına işaret eden Tulga, 2009’da mesleki eğitim okulunun da kurulmasıyla mesleki eğitimi kurumsallaştırdığını söyledi.

   Tulga, pandemi sürecinin ardından bu iş gücü ihtiyacının etkisini daha çok göstermeye başladığını anlatarak, yabancı işçilerin ülkelerine dönmesi, ülkemizdeki hayat kalitesinin düşmesi ve devletin yabancı işçilerle ilgilenmemesi gibi nedenlerle işçilerin ülkemize gelmek istemediğini açıkladı.

   İşgücü ihtiyacının giderilebilmesi için tek çarenin mesleki eğitime önem vermekten geçtiğini belirten Tulga, ayrıca çocukların da yeteneklerine göre mesleki eğitime yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

ÜRETMEYEN BİR TOPLUM YARATILDI…

Hürrem Tulga, ülke nüfusunun yüzde 70- 75’inin üniversitelere gittiğini, yüzde 20- 25’inin ise mesleki eğitime eğilim gösterdiğini kaydetti. Türkiye’de dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Kıbrıs’a geldiğinde “Siz turizme, üniversitelere, yani hizmet sektörüne yönelin, üretimle uğraşmayın, üretim işi maliyetli bir iş, biz, sizin her ihtiyacınızı karşılarız” şeklinde bir açıklamada bulunduğunu anımsatan Tulga, toplumun memurluğa ilgi göstermesinin ve üretimden kopmasının bu tavırla da ilişkili olduğunu söyledi

MESLEKİ EĞİTİME ÖNEM VERİLMELİ…

Tulga, pandemi sürecinin ardından iş gücü ihtiyacının etkisini daha çok göstermeye başladığını anlatarak, yabancı işçilerin ülkelerine dönmesi, ülkemizdeki hayat kalitesinin düşmesi ve devletin yabancı işçilerle ilgilenmemesi gibi nedenlerle işçilerin ülkemize gelmek istemediğini açıkladı.  İşgücü ihtiyacının giderilebilmesi için tek çarenin mesleki eğitime önem vermekten geçtiğini belirten Tulga, ayrıca çocukların da yeteneklerine göre mesleki eğitime yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı

 

 Haber Kıbrıs

Buradan Haber Kaynağına Ulaşabilirsiniz

 

 

Yorum bırakın