Halen, KKTC’nin varlığını içine sindiremeyip, bu tarihi çözüm gerçeğini reddetmekte ısrar edenler barışı baltalamakta, kaos sürecini uzatmaktadır -5

Halen, KKTC’nin varlığını içine sindiremeyip, bu tarihi çözüm gerçeğini reddetmekte ısrar edenler barışı baltalamakta, kaos sürecini uzatmaktadır -5

✏️–Kıbrıs Gazetesi —✏️

 

Ortak taahhütlerden kaçanlar şahsî

emellerinin peşinde koşarak bencil

olduklarını ortaya koyan sonuçlarıyla yüzleşirler

Geliniz, halen dağılmış bulunan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin her üç Devlete yüklediği taahhütlere bir göz atalım: Bunlar 5 Madde ile sınırlıdır:” 1’inci Maddesi, Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığını devam ettirmektir. Yunanistan ve Kıbrıs Rumları 15 Temmuz 1974 darbesi ile ENOSİS (Yunanistan’la birleşmek) uğruna söz konusu Cumhuriyeti yıkma teşebbüsünde bulundular ve Garantörlük anlaşmasının ilgili maddesini ihlal ettiler. Türkiye, akabinde 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı ile bu madde gereği, Garantörlük hakkını kullanarak müdahalede bulunmuştur. Kınanan, suçlu görülen Türkiye; Desteklenen ve haklı görünen Yunanistan ve Kıbrıs Rumları! Bu olacak iş değil! Uluslararası hukuk kurumları dahi darbecilerden, yani ilgili maddeyi ihlal edenlerden yana tavır takınmıştır. Verilen Taahhütlerden ikincisi ve üçüncüsü: “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Toprak Bütünlüğünün korunması” ile bu cumhuriyetin Emniyetinin muhafazası” idi. Darbelerle, Emperyal devletlerin ağına girerek teslimiyetçi dış bağlantılarla bunlar mümkün olabilir miydi? Kıbrıslı Rum Ortaklar ve Yunanistan bu maddeleri hiçe sayarak kendi başına hareket ederek hata yapmışlardır.

Kıbrıs Anayasasının 13 maddesinin

değiştirilmesi, Kıbrıslı Türklerin ortaklık

haklarının yok edilmesi anlamına gelmektedir

Garanti antlaşmalarında taahhüt edilen diğer önemli maddeler arasında: “Kıbrıs Anayasasına riayeti sağlamak; herhangi bir Devletle hiçbir siyasî veya iktisadî birliğe kısmen veya tamamen katılmamak; Ada’nın taksimini doğrudan doğruya veya bilvasıta sağlamaya matuf olabilecek her türlü faaliyeti yasak ilan etmek” ti. Kıbrıs Anayasasının 13 Maddesini değiştirerek Kıbrıs Türklerini ve liderliğini; Kıbrıs Cumhuriyeti ile sağladığı haklarını ortadan kaldıranlar Kıbrıs Rumları değimlidir? Uluslararası Hukuk örgütlerinin ses çıkarmadığı, başta Avrupalı ülkelerle, Güvenlik Konseyi üyelerinin göz yumduğu bu yasa dışı gelişmeler karşısında Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin tepkisini ve haklı şikâyetlerini dahi dikkate almayarak sessizliğini koruyan bu Devletler, halen dünya barışını hafife alan; Yeni maceralarla çıkarları uğruna dünya insanlığını bataklığa sürüklemeye devam etmektedir. Kıbrıslı Türkler, Türkiye’nin desteği ile kendi göbeğini kesmek durumunda bırakılmış; varlığı devam ettirmek, namus ve şerefini zedelememek; topraklarını yitirmemek ve asimile olmamak için Mücadelesini sürdürmüş; büyük bedeller ödeyerek bugünlere gelebilmiştir.
Kıbrıs Cumhuriyeti, garantör devletlerden izinsiz başka topluluklara üye yapılamaz; Türkiye’nin olmadığı yerde Kıbrıslı Türkler azınlık muamelesine tabi olurlar.
Garantör ülkelerin bilgisi dışında, Kıbrıs Cumhuriyetini tek başına bir başka Toplulukla birleştirme veya ekonomik, stratejik birliğe katma hakkı olmadığı halde, Cumhuriyetin ortaklarından, Kıbrıs Rumları, ilgili maddeyi ihlal ederek tek başına bu yönde adımlar atmışlardır. Güney Kıbrıs Rum Yönetiminim Avrupa Birliğine üye olma serüveni siyasî ve hukuk dışı skandallarla doludur. Kıbrıslı Türklerin bir taraf itilmesi, kabul edilebilir bir durum değildir. Rumların ve destekçilerinin attığı her adımda Kıbrıs Türklerin mağdur edilmesi; haklarına tecavüz edilmesi, ayni zamanda bir güvensizlik sorununu da beraberinde getirmiştir. Türkiye’nin olmadığı bir birlikte veya toplulukta Kıbrıslı Türklerin bulunması tehlikelidir. Batı Trakya Türklerinin Yunanistan’daki durumuna bir göz atanlar, onların Avrupa Birliği içinde ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüklerine hemen tanık olacaktır. Avrupa Birliği yaklaşık elli yıldır Türkiye’yi üyeliğe kabul etmediği gerçeğinden hareketle, Kıbrıslı Türklerin böyle bir üyeliğe kabul edilebileceğini ummak ya da düşünmek her halde abesle iştigaldir. Türklerin, Avrupa Birliğinde yeri olmadığını zamanında haçlılar, Hıristiyan örgütleri hareketleri ile ima etmişlerdi. Avrupa Birliği bir Hıristiyan kulübüdür. İçerisine Müslüman kabul etmez!
Ada’ya tümüyle sahiplenmek isteyenler karşısında taksim tezi ile ayrı yönetim talebinde bulunmanın temel koşulları iyice irdelenmeli ve ona göre tenkite tabi tutulmalıdır.
1821’li yıllardan beri Ada’yı Yunanistan’a bağlamak isteye Rumlar ve Yunanlılar değil mi? Kıbrıs’ı tamamen Yunanlılaştırmak, isteyen; Ege’yi Yunan gölü haline getirmek isteyen; Hamenes Batrides (yitirilmiş VATAN)olarak nitelediği Kıbrıs’a bütünüyle sahip çıkmak isteyen Rum ortaklar ve Yunanlılar değimlidir? Bu koşullar altında, Kıbrıslı Türklerin taksim istemesi; ayrı idare oluşturup varlığını devam ettirmek istemesi doğal bir yaklaşım değimlidir? Burada Türk Liderliğini ve Türkiye’yi Ada’yı ikiye bölmekle suçlamanın hiçbir haklı tarafı yoktur. Dün itibarıyla taksim isteyen Türk Toplumu, bugün daha da olumlu ve gerçekçi bir adım atarak kendi devletini(KKTC’yi) kurarak güven ve huzur içerisinde, Türkiye’nin desteği ile varlığını sürdürmektedir. Bunda da yadırganacak, ya da şaşılacak bir durum yoktur. Tarihini iyi bilenler, KKTC’nin haklılığını daha iyi kavrayacak, dostunu ve düşmanını daha iyi seçmiş olacaktır. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az! Demiş atalarımız. Yine de bu hususları berrak bir şekilde ortaya koyup, anlaşılmasına çaba göstermek durumundayız. Bu da kaçınılmaz ödevlerimizdendir.

KKTC, Kıbrıs’ta Türk haklarının hamisi ve garantörüdür

Garantör devletlerin verdiği taahhütler rafa kaldırılmış; Kıbrıslı Rumlar dilediği gibi Kıbrıs Cumhuriyetini istismar ederek uydurma bir yönetimle Avrupa Birliğine kabul edilerek Kıbrıslı Türklerin haklarını inkâra kalkışmışlardır. KKTC, Kıbrıs’ta Türk haklarının hamisi ve garantörüdür.
Garantör Devletlerin de her birinin Garanti Antlaşmasına dayalı olarak taahhütleri bulunmakta, ilgili devletler söz konusu taahhütlerle kabul ettikleri maddeleri aynen uygulamak durumundadır. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin Garanti Antlaşmasında yer alan taahhütleri aynen şu şekildedir: Önce, Kıbrıs Cumhuriyetinin taahhüt ettiği maddeler, Garantör devletler tarafından da ayni şekilde taahhüt edilmiştir: “A) Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, emniyetini ve Anayasanın temel maddeleri ile ihdas edilen durumu tanımış ve garanti etmişlerdir. B)Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, kendilerini ilgilendirdiği nispette, Kıbrıs’ın her hangi başka bir Devletle birleşmesini veya Ada’nın taksimini doğrudan doğruya veya bilvasıta sağlamaya matuf faaliyetleri yasak etmeyi taahhüt eylemişlerdir.”
Garanti Antlaşmasının III. Ana Maddesine göre:”Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti Ada’daki Egemen İngiliz Üslerinin bütünlüğüne riayeti ve teessüs(kuruluş) antlaşması ile tanınan hakların İngiltere tarafından kullanılmasını ve bunlardan faydalanılmasını garanti etmişlerdir.”Bu maddede, İngiliz üsleri koruma altına alınmıştır. İlginç olan husus ise söz konusu üs topraklarının, İngiltere Toprağı;(The British Sovereing Bases Areas),İngiliz Egemen Toprakları olarak ayrı gözetilmesidir. Bu keyfiyet, Ada’da farklı bir Devletin küçük çapta bile olsa germenlik hakkının bulunmuş olmasıdır. İngilizlerin Kıbrıs’ta üs açmasında Türkiye’nin katkısı olduğu bazı kaynaklarca teyit edilmektedir. Türkiye, Yunanistan’a güvenmediği için, İngiltere’nin bir Avrupa ülkesi olarak ihtiyaç duyulduğu takdirde, Türkiye’nin rahatlıkla muhatap olabileceği hesaplanarak üs açmasına karşı çıkmamıştır. İngiltere, Ağrotur ve Dikelya üsleri olarak halen 99 Mil karelik bir alanı fiilen kullanmakta, bununla birlikte Adanın çeşitli bölgelerinde, karada ve Denizlerde belirli ölçüler ve koşullar altında kullanım hakkı bulunmaktadır. Garanti antlaşmalarının ihlali halinde, ilgili IV. Madde uyarınca:”Bu hükümlere riayeti(uymayı) sağlamak için gereken teşebbüs ve tedbirler hakkında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere birbirleri ile istişare etmeyi taahhüt eylemişlerdir. Müştereken hareket kabil olmadığı takdirde, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’den her biri iş bu Antlaşma ile ihdas edilmiş durumun yeniden tesisini sağlamak amacı ile harekete geçmek hakkına sahiptirler.” Şeklindedir. Söz konusu taahhütler, en kısa zamanda her üç Devletin bilgisi tahtında BM tarafından tescil edilmiştir. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası, ittifak antlaşması tahtında da bir takım barış sağlayıcı ideal maddeler içermiş ve üç garantör ülkenin uygulamasına sunulmuştur. Dıştan mükemmel bir oluşum gibi görülmekle beraber Kıbrıs Cumhuriyeti, Rum, Yunan ve İngiliz Faktörlerinin yasal olmayan, aykırı davranışları sonucu işlevliğini yitirmiş; günümüzde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin istismar ettiği bir Cumhuriyet olarak lanse(takdim)edildiğini görmekteyiz. Dünkü,1960 Kıbrıs Cumhuriyeti, bugünkü koşullarda tarihe gömülmüş, hukuktan yoksun olan bir cumhuriyettir.

MUSTAFA HAŞİM ALTAN

 

 Haber Kıbrıs

Buradan Haber Kaynağına Ulaşabilirsiniz

 

 

[slide-anything id=’39937′]

Cevap Yaz