​​​​​​​UNFICYP ne yaptı etti yine tel örgüleri gerdi

​​​​​​​UNFICYP ne yaptı etti yine tel örgüleri gerdi

✏️–Kıbrıs Gazetesi —✏️

 

   Halk arasında “Cirit Hisarı” olarak bilinen ve o mücadele yıllarımızda “TAKSİM SAHASI” olarak isimlendirilen saha, yine birçok çelişkilere ve olumsuzluklara sahne oldu.
   Birleşmiş Milletlerin azizliği tuttu yine. Rumların çirkinliklerine alet oldular…
   Zaman zaman dile getiriyoruz. “Artık Kıbrıs Barış Gücü’ne ihtiyaç kalmadı. Türk askeri adaya geldikten sonra…”
   Yıllardan beri kullanılan Taksim Sahamıza yine göz dikti Rumlar. Maksat zorluk çıkarmak. Hani bu insanlar Kıbrıs’ta kardeşçe yaşamamızı istiyorlardı? Hani Türk ve Yunan şarkıcılar o sahada barış konserleri vermişlerdi… Hepsi martaval. Ara bölgede kalan ve hiçbir zaman Rumlar tarafından kullanılmayan Taksim Sahası neden şimdi gözlerine diken oldu? Rumlar Barış Gücü askerlerini kullanarak bizi yolumuzdan döndürmeye çalışıyorlarsa daha çok beklerler.
   Eski insanlar hatırlayacaklar…
   Bizim TAKSİM Sahası adını verdiğimiz saha, kendimizi bildik bileli Türklerin kullanımındaydı. Bütün 23 Nisan ve 19 Mayıs törenlerimizi hep bu sahada yapardık. Hatırlıyorum… Kraliçe II. Elizabeth’in taç giyme töreninde o sahada rengarenk redingotlu üniformaları ile İngiliz askerleri muhteşem bir gösteri yapmışlardı.  Şimdi nerede o Kıbrıs anlaşmalarında garantör ülke İngiltere? Neden Rumlara gereken cevabı vermiyorlar?  “Durum efendiler, asırlardan beri bu saha Türklerin ve İngilizlerin kullanımındaydı. BM askerleri bu sahayı tellerle engelleyemez” demezler?
   Belki dedelerimiz hatırlayacaklar o sahada cirit oynandığını.
   Çağlar ve zamanlar değişince, savaşlar ve ayrılıklar olunca böyle şeyler oluyor. Lakin bir gerçek vardır ki, Çetinkaya Spor Kulübünün devamlı antrenman yaptığı mekan, hiçbir zaman Rumların olmamıştır. Kıbrıs Türk Amme Memurları Kulübü eskiden Ledra Palace’ı geçince öyle bir yerdeydi. Yeni memur olduğumuzda hep o binaya giderdik. O binadan baktığımızda, Taksim Sahası üzerindeki Türk evlerinin çamaşırları bir bayrak gibi çamaşır ipine serilirdi.
   Zaman zaman o çamaşırlara bile tepki gösterirlerdi Rumlar. Bu saha, ara bölgede kaldığı için can güvenliği söz konusuydu.  Kimse cesaret edemezdi o sahaya inip spor yapmaya.  Çarpışmalar başladığında Çetinkaya tabyasına mevziler kurmuştu mücahitlerimiz.  Demirci Salahi Şevket o tabyada şehit olmuş ve Viktorya Sokağı’nın ismi değiştirilerek Şehit Salahi Şevket Sokağı olarak değiştirilmiştir.
   Kayıp insanlarımızın eşleri birlik olarak hep o Ledra Sınırına protesto yürüyüşleri yaparlardı.  BM askerleri hiçbir zaman o muhtıraları kaale almadılar ve o acı dolu insanların çığlıkları acılarında kaldı. Nitekim yıllar sonra o kayıp insanların kemikleri toprak altından çıktı. Bu gaddarlığa bazı Rum siyasiler bile tepki gösteriyorlar.
   Bu saha ne zaman yeniden Çetinkaya’nın hizmetine verildi?
   1968’de Denktaş-Kleridis görüşmeleri başladığı zaman. Bizzat bizim olan bir malı geri almak gerçekten çok zordu.  Ama Denktaş’la Dr. Küçük onu yeniden Kıbrıs Türk halkına kazandırdılar. Dr. Küçük’ün BM Askerleri Generaline ne kadar çok yazılar yazdığını anımsıyorum, bu saha için.
   Hani bir söz vardır. Ortada yangın yok ama dumanları çıkıyor diye bir söz.  Şimdiye kadar bu sahayla ilgili pek sorun yok gibi göründü ama sorun hep oldu… Peki bu duman niye. Rumlar yangını başlatmışlar da bizim haberimiz olmamış.
   Bu türdeki sınır ihtilafları oldu mu, Cumhurbaşkanı Muavinliğinde zor günler geçiren İrtibat Dairesi sorumlusu rahmetli Merih Hasan Evrim gelir aklıma. Bu gibi durumlarda inisiyatif kullanarak pek çok sorunu çözerdi. Bir de Ümit Süleyman Onan’ın Liyezon Komitesi’nde Rumlarla ve BM komutanları ile cebelleşmesi vardı.
   Şu barış gücü askerleri 1963 olayları başladı başlayalı hiç Türklerin kiracıları olmamışlardır. Onlar yaşantılarını hep Rum tarafında kurmuşlardır.  Ama yaz geldi mi, mayolarını alıp kuzey sularında denizlerimizde keyif yaparlar. Zaten BM askerleri devamlı Rumlara yaranmak için yanlı davranmakta olduklarındandır ki bu tür sorunlar yaşanıyor. Gerçi, 20 Temmuz 1974’ten sonra Birleşmiş Millerler ordusunun hiçbir fonksiyonları kalmamıştır ama böyle mideyi bulandıran sinek gibi huzurumuzu kaçırıyorlar.
   BM Barış Gücünün ilk yıllarında BM Komutanı General Gyani’nin Rum yanlısı bir tutum izlemesi nedeniyle Türk halkı ve liderlik ayağa kalkmıştı. O gün Dr. Küçük ve diğer Türk zevatla görüştükten sonra nerdeyse halkımız onu linç edeceklerdi ama Dr. Küçük onun arka kapıdan kaçmasını sağlamıştı. O günden sonra da General Gyani böyle hatalar yapmadı. Tarafsız olmaya çalıştı. Ama Rumlarla olan dostluğu hep sürdü.
   Peki şimdi ne olacak?
   BM askerlerinin sahaya koydukları teller kalacak mı? İnadına dikine dikine gidip huzursuzluk yaratmaya devam edecekler mi?
   Şimdi görev yapmakta olan BM askerleri geçmişte neler yaşadığımız bilmezler. Ne kadar sürtüşme yaşadıklarımızı da bilmezler.
   Şayet halen sınırlarda olan mevzilerimizde değişiklik yaparsak müdahale etsinler sırf işlerini yapmış olmak için. Zaten “green line” olayı çoktan kalktı. Belli noktalarda varlık gösteren BM askerleri biliyorlar ki, KKTC’nin bütün sınırların bekçisi Türk askerleridir.
   BM askerleri tükürdükleri tükürüğü yalarlar mı?
   Bizim tepkilerimizden zevk alan Rumlar, yıllardan beri kullanımımızda olan bu sahayı engellemekle görevlerinin en kötüsünü yapmış olacaklar. Yarın Guterres onlara gerçeği söyleyince ne yapacaklar?  Denktaş-Kleridis görüşme kararlarını alınlarına dayamayacaklar mı? Hani Türk-Rum beraberliğinde karma eylemler yapan Rum barış havarileri buna tepki göstersinler? “Bu hareketler barışa zarar veriyor” desinler.
   Haydi sıkın dişinizi… BM askerlerinin gidişine çok az bir zaman kaldı. Yarın KKTC ayrı bir devlet olarak tanınınca ne yapacaklar? Gerek Rumlar, gerekse BM askerler. Doğrusu bunu düşünüyorum…
  

OSMAN GÜVENİR

 

 Haber Kıbrıs

Buradan Haber Kaynağına Ulaşabilirsiniz

 

 

[slide-anything id=’39937′]

Cevap Yaz