Dilimiz gönlümüzün aynasıdır

Dilimiz gönlümüzün aynasıdır

✏️–Kıbrıs Gazetesi —✏️

 

Bir ulusun bireylerinin umutlu bakışı, ruhsal ve bedensel sağlıklı oluşu, uyumlu iletişim ile başlar. Bu yapı, toplumsal kalkınmaya da hız verir, güç katar.

   İnsan ilişkileri, düşünce ve duyguların gözlerdeki olumlu enerjinin sevgisinin ya da olumsuz enerjinin sevgisizliğinin süzgecinden geçerek başlar. Sonra da sıra dilimizi kullanmamıza gelir. İşin sırrı da, çok bilinen, kullanılan “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” deyişinde gizlidir. Dilin gücü, kelimelerin enerjisi düşmanı dost, hastayı iyi, mutsuzu mutlu eder. Konfüçyüs’e “Bir ülkeyi yönetmek için çağrılsanız, ilk iş olarak ne yapardınız?” diye sormuşlar. “Hiç kuşku yok ki, dili gözden geçirerek işe başlardım,” demiş.

   Dil konuşma, anlaşma, düşünce ve kültür oluşturma için vardır. Dil, kusurlu olursa bu saydıklarımın tümü kusurlu olur. Yerine göre dil, kılıçtan keskindir. Kötü niyetle kullanıldığında, karşısındakinin psikolojisini darmadağın eder. İyi niyetle ise, ruha bir zenginlik katmak, neşe ve huzur için bire birdir. Aslında her insan başkaları tarafından övülmek, beğenilmek ister. Başkaları tarafından beğenilmek kendine olan inanç ve güveni artırır.

   Övülmek, en önemli motivasyon ve teşvik kaynağıdır. Bir insana değer vermek, özen göstermek, ona kıymetli olduğunu hissettirmek bir kültürdür, görgüdür ve eğitimdir. Ve bu eğitimi insan ancak kendi kendine edinebilir, okulu yoktur. Yolu ise insan olmaktan geçer.

   Nasıl ki eli bol, vermeyi seven insanlar herkes tarafından takdir edilir, sevilir ve saygı görür. İşte, toplumumuzun eksikliğini duyduğu insan modeli hem eli hem dili cömert insan olgusudur. “Merhaba dostum. Nasılsın? Seni gördüm ya, iyi bir gün geçireceğim demektir,” sözleriyle selamladığımız kişi sevdiğimiz ve iyi ilişkiler kurduğumuz kişidir.

   İnsanlar arasındaki iletişimde temel iki yol vardır. Yaşamımızı zenginleştiren uyum yolu ya da yaşamımızı fakirleştiren uyumsuz yol. Kişisel ya da toplum ile olan ilişkilerimizi seçtiğimiz yol üzerinde kurmak zorundayız.

   Dengeli davranan, düşünce ve duygularını denetleyen, dilini övgü-sevgi-uyum yolunda kullanan, empati yapabilen, insanları yargılamadan dost olabilen, başkalarının gözlerine sevgi ile bakabilen, her insanın övülecek özelliğini dile getirebilen, gönül almayı bilen, ben-bana- benim- benimki sözcüklerini lügatından çıkarıp “sen”i sık sık kullanabilen kişiler, toplumun manevi ve sosyal gücünü, mutluluk düzeyini yukarıya taşırlar. Bunlar toplumun yapı taşlarıdır.

   Bu tespitlerim “uyum yolu”na bir davetiyedir. Bir çağrıdır. Karşımızdaki kişinin beklentilerine cevap verebildiğimiz oranda, onun bize ters gelen özelliklerine hoşgörü, sevgi ve anlayış ile bakabildiğimiz ölçüde uyum sağlarız.

   Dilerim ki, kişisel ilişkilerde sürtüşmeyi en aza indiren, kavgaya dönüşmeden sorunları çözebilen, acı yerine mutluluğu, kin ve nefret yerine sevgi ve hoşgörüyü yeğleyebilen bir Türk topumu daha fazla gün yitirmeden yeniden oluşsun.

Susarak konuşmak

   İnsan bazen susmakla konuşmak arasında bocalar durur. Susmak mı konuşmak mı daha hayırlıdır kestiremez bir türlü. Hatta susmak istersiniz, ama birileri haklılığını ifade etmek, âcziyetinize hükmetmek ve korktuğunuzu ima ederek üzerinize gelir. Siz her defasında susmaya niyet edince bir şeyler sizi konuşmaya zorlar.

   Siz de Fuzuli gibi düşünürsünüz.

“Derdime vakıf değil canan, beni handan bilir,

Haklıdır şad olanlar, herkesi şadan bilir,

Söylersem tesiri yok, sussam gönül razı değil,

Çektiğim âlamı bir ben bir de Allah bilir.”

   Susmak tahammül etmek değil, sabretmektir.

   Zira tahammül yüktür ve bir süre sonra yorar. Sabır ise içinde çözüm olan, hikmet olan bir sükûnet ve tefekkür olduğu için manalıdır.

   Her şey kelimelerle ifade edilmeyebilir. Bazen susmak, en güzel konuşmaktır. Konuşmak elbette bir ihtiyaçtır. Lâkin susmak, bir cevaptır. İnsan konuşmayı bildiği kadar susmasını da bilmelidir. Konuşmak kadar susmak da bir sanattır. Ama konuşmayı sevdiğimiz kadar susmayı sevmiyoruz.

   Konuşmakta nefsî bir lezzet, susmakta ulvî bir edep gizlidir sanki. Yerinde konuşmak ve susmasını bilmek akıllı insanların işidir.

   Bazen susabilen insanların kıymeti de bilinmez. Mevlânâ’nın dediği gibi, “Susan edebinden susar, edepsiz de ben susturdum sanır.”

   Susmak çok derinlikli bir iştir. O yüzden herkesin harcı değildir. Zira susmakta tefekkür vardır, muhasebe vardır, vicdanı tahrik vardır. En önemlisi de sustuğu kişiye değer bildiren bir yönü vardır.

   Susmak sabır işidir. Kişiyi olgunlaştırır. Bazen karşıya verilen bir cevap olurken bazen de kırıp dökmemek için kelimeleri yutmak manasındadır. Birileri buna cesaretsizlik, kabullenmek olarak algılasa da aslında çoğu zaman kâmil ruhlar edebinden susar.

   Susmak da bir dildir. Bu dili anlamayan konuşmanın dilini de anlamaz. Anlayana cümlesiz, kelimesiz, sessiz en ustaca verilen bir cevaptır. Nitekim Mevlânâ “Anlayana anlatmazsan zulmedersin, anlamayana anlatırsan yine zulmedersin” demiştir.

   Susmak bazen sustuğunuz kişi tarafından haksız olduğunuzu kabul ettiğiniz manasında algılanabilir. Yunus’un dediği gibi, “Edebim elvermez edepsizlik edene, susmak en güzel cevaptır edebî elden gidene”.

   Bazen de insan konuşması gereken yerde susar, susması gereken yerde konuşur. Bir nevi kişiliksizliğin bir yansıması korkakların alçak bir silâhı oluverir yerinde olmayan konuşmalarda susmalarda.

   Seni anlamamakta ısrar edenlere en iyi cevaptır susmak. Lâf anlamayana karşı sen susarsan Allah konuşur onunla.

O yüzden seni anlamayanla değil anlayanla konuşmak gerekir. O anlamayana anlayacağı dilden anlatmaya kadirdir.

   Bazıları susarak mesajının iletilmeyeceğini düşünür. Oysa tam tersidir. Mesajınız en tesirli şekilde iletilmiştir.

   Hasılı, Şemsi Tebrizi’nin dediği gibi, ‘Anladım ki derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetlidir. Ya hayrı söylemek, ya susmak, yol iki. Lâkin hayrı söylerken de niyet halis değilse susmak tavsiye edilir.’

OĞUZ METİNER

 

 Haber Kıbrıs

Buradan Haber Kaynağına Ulaşabilirsiniz

 

 

[slide-anything id=’39937′]

Cevap Yaz