Türklere dikecekleri kefenin ölçüsünü 1972’de çizmişlerdi

Türklere dikecekleri kefenin ölçüsünü 1972’de çizmişlerdi

✏️–Kıbrıs Gazetesi —✏️

 

Başpiskopos Makarios, “Tam bağımsız, üniter bir Kıbrıs  devleti kurulabildiği takdirde, Enosis’ten üzülerek vazgeçerim” demişti… Üniter dedikten sonra, Enosis’e gerek kalmaz ki!

   Ne zaman demişti bunu Makarios? Bundan tam 50 yıl önce. Barış Harekâtı’ndan da iki yıl evvel. Ve aynı günlerde ‘Alithia’ gazetesinde de şöyle bir yazı vardı, daha doğrusu bir gerçek dile getiriliyordu:

   “Biz, Enosis’in kaçınılmaz olduğuna inanıyoruz. Ancak Girit’te olduğu gibi, Enosis, kan dökmek veya fedakârlıkta bulunmakla elde edilemez. Enosis, On iki Adalar’da olduğu gibi, uluslararası ortam müsait olduğu zaman gerçekleşebilecektir.”

   Bunları herkes iyi okusun. Karşı tarafın ve Yunanistan’ın kesin hedef ve amacı her ne şekilde olursa olsun ENOSİS idi.  Ama kısa, ama uzun vadede… Bunun için de ‘Girit formülü’, ‘12 Adalar formülü’ gibi seçenekler üzerinde duruluyordu. Bunlar, Cunta-EOKA darbesi ve Barış Harekâtı’ndan sadece iki yıl önce alabildiğine tartışılan konulardı. Bir diğer deyişle Kıbrıs Türk halkına dikecekleri kefenin ölçüsünü biçmeye çalışıyor, kendi aralarında tartışıyorlardı. Ancak faşist Yunan Cuntası iş başına gelince, Makarios’u bir kenara itip de hedefe ‘kestirmeden’ gitmeye karar verdi.

   Türkiye’yi ve Mehmetçik’i hesaba katmak istemiyorlardı. Onlara göre, daha önceleri olduğu gibi, Mersin ve İskenderun Limanlarından gemiler yola çıkacak, Kıbrıs açıklarına kadar gelecek, sonra da geri döneceklerdi. Bu sırada Türklerin işini de bitirmiş olacaklardı. Kim sesini çıkaracaktı, Avrupa mı? Hadi canım sen de! Yıllar sonra Bosna’da bir gecede 10 bin Müslüman Boşnak, Sırplar tarafından katledilirken, hepten seyretmemişler miydi?   Türkiye müdahale etmeseydi, burada da benzeri facia yaşanacak değil miydi? Örneklerini Ayvasıl’da, Dohni’de, Köfünye’de, Atlılar, Muratağa, Sandallar’da, Alaminyo’da, Baf’ta, Tuzla’da ve diğer yerlerde görmedik mi?

   İşte bu nedenden dolayı 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı’nın 48’inci yıl dönümü coşkuyla kutlanıyor. Çünkü en büyük bayramdır 20 Temmuz. Korkunun bertaraf edildiği, utanç barikatlarının olmadığı bir vatan yaratıldı Kuzey Kıbrıs’ta. Türklerin egemenliğinde ayrı bir devlet kuruldu. 1974 öncesi Kıbrıslı Türk, kendi arabasında veya otobüste bir yerden bir yere seyahat ederken canı avucundaydı. Keyfi gelen Rum görevliler tarafından her an yolda durdurulabilir, yoklanır, gerekirse alınıp meçhule götürülebilirdi. Elli sene sonra da kemikleri ya bulunur, ya bulunmazdı!

   74 öncesi ile 74 sonrası arasında Himalaya Dağları kadar fark vardır. Her şeyden önce özgürlük var. Barış, huzur ve güven var. Sıkıntılar olabilir. Bakacak olursanız, sıkıntı tüm dünyayı sarmış vaziyette. Pandeminin ardından bir de savaş durumundan dolayı Avrupa ülkelerinin insanları bile pahalılıktan, geçim zorluğundan feveran ediyor. Onlar bile ediyorsa, biz hayda hayda! Ancak bu sorunlar var diye nice özveriler sonucu kurulan devletimizden, egemenliğimizden, bayrağımızdan ve bu kutsal topraklardan elbette vazgeçecek değiliz. Çünkü bu günlere ulaşabilmek için Kıbrıs Türk halkı olarak uzun soluklu bir mücadele verdik.

   Rum askerleri, mücahitlerimizle alay edercesine, onların moralini bozmak için ‘Bekledim de Gelmedin’ şarkılarını az mı dinlettiler? Rum mevzisinde kaseti koyar, sesini de sonuna kadar açarlardı. Sırf karşıdaki mücahitlerin moralini bozmak için!

   Aradan 48 yıl geçti. Yarım asra merdiven dayadık. Onlar Güney’de, Türkler Kuzey’de hayat devam ediyor. Barış içinde, iyi komşular olarak yaşayıp gidiyoruz. Bundan daha güzeli var mı? 

   Barış Harekâtı’ndan sonra Limasol’da dükkânları dolaşan, dostlarıyla sohbet eden Baba Lordos, “Enosis isterdiniz ha; alın size Enosis” diyerek, koluyla da bir güzel geçirirmiş!..

   Meğer ne bitmez tükenmez sevdaymış şu Enosis… Bunca can aldı yetmedi mi? En iyisi Türk’e de, Rum’a da daha fazla zarar vermemesi için boğazına ot tıkamalı. 20 Temmuz 74’te tıkandığına göre, hala sayıklamalar var mı? Varsa, gün gele onlara da sağduyu ile hareket etmeleri öğretilir herhalde.  

   20 Temmuz 1974’le birlikte kızım Müjde de 48 yaşında. Sabaha yakın doğmuş, henüz paraşütler inmeye başlamamıştı. Ve Milliyet’te merhum köşe yazarı Hasan Pulur, makalesinin sonuna şöyle bir not düşmüştü: “Kıbrıs Türkleri, 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı ile büyük bir müjde aldı. Ama arkadaşımız Akay Cemal iki müjde aldı.” Böylelikle tam gününde doğan kızım Müjde’nin de doğum gününü kutlamış olduk.

                                                                                           

                                                                                                ***

Aliye Özçınar, gerçek bir çınardı

   Güzelyurt Belediye Başkanı ve aynı zamanda Belediyeler Birliği Başkanı Mahmut Özçınar’ın da annesi olan, Özçınar ailesinin değerli büyüğü, çınarı, 1926 doğumlu Aliye Özçınar, Barış ve Özgürlük Bayramı’nın 48’inci yıl dönümü olan dün Yuvacık’ta son yolculuğuna uğurlandı. Tüm akraba, dost ve sevenlerine üzüntü ile duyuruldu. Aliye Hanım, merhum Kemal Özçınar’ın eşiydi.

   Evlatları Mürüde (merhume)-Ahmet Ruso, Hasan-Hatice Özçınar, Mustafa-Pembe Özçınar, Emine-Fevzi Uçaner, Kayhan-Fatma Özçınar, Mahmut-Tijen Özçınar, Cemaliye-Ali Dikişçi, torunları İlhak Erkiner, Kemal ve Hüseyin Ruso, Zehra Özçınar Uzunboylu, Aliye, Gürdal ve Ali Özçınar, Aliye (Ülfet) Özçınar Cahitoğlu, Mehmet, Kemal ve Çağdaş Uçaner, Kemal Özçınar, Emine Özçınar Karınca, Çağrı ve Özge Özçınar, Osman Dikişçi ve torun çocukları “Acımız büyüktür. Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun” dediler.

   Bu arada K. T. Belediyeler Birliği Yürütme Kurulu ve Birlik Personeli, Başkan Mahmut Özçınar’ın kıymetli annesi Aliye Özçınar’a Allah’tan rahmet, yaslı ailesi ve sevenlerine sabır ve başsağlığı dileğinde bulunurken, Güzelyurt Belediyesi Belediye Meclis Üyeleri ve Personeli de, merhumeye Tanrı’dan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diledi, “Acılarını yürekten paylaşırız. Yattığı yer nur, mekânı cennet olsun” şeklinde temennide bulundu.

   Diğer yandan KKTC Din Görevlileri Sendikası (Din-Gör-Sen) kurucu üyesi ve eski Başkanı, ülkede birçok dini STK’ların öncülük eden emekli din görevlisi Süleyman Çakır da Hakk’ın rahmetine kavuştu. Herkes tarafından sevilip sayılan Süleyman Çakır dün Sadrazamköy’de son yolculuğuna uğurlandı. Tüm akraba, dost ve sevenlerine üzüntü ile duyurulurken, ailesi; onu hiçbir zaman unutmayacaklarını,  kıymetli aile büyüklerini her zaman kalplerinde yaşatacaklarını ifade etti. “Acımız büyüktür. Yattığın yer nur, mekânın cennet olsun” denildi.  Ayrıca Hür-İş Federasyonu ve Bağlı Sendikalar, Kamu-İş, DAÜ Per-Sen, Bay-Sen, Büro-İş, Bass ve Din-Gör-Sen, Süleyman Çakır’a Allah’tan rahmet, kederli ailesi ve sevenlerine sabırlar diledi. KKTC Din Görevlileri Sendikası, derin üzüntülerini dile getirirken, “Çok kıymetli muhterem hocamıza Allah’tan rahmet, geride bıraktığı kederli ailesine, sevenlerine başsağlığı dileriz. Mekânı cennet, makamı ali olsun” dedi.

   Bu arada Hamitköy’ün sevilen isimlerinden, herkes tarafından sevilip sayılan, iyi insan Emine Çınarlı dün Hamitköy’de toprağa verildi.

AKAY CEMAL

 

 Haber Kıbrıs

Buradan Haber Kaynağına Ulaşabilirsiniz

 

 

[slide-anything id=’39937′]

Cevap Yaz